HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un Yaşamı ve Mücadelesi

Ufuklar Açan Bir Önder

Gerçek İnsan Gerçek Devrimci

Devrimci Hareketin çıkarlarını her zaman en öne koyan insan

Nurullah Ankut

 Kendisini sadece “gerçek insan, gerçek devrimci” diye tanımlar. Bana bu kadarı yeterlidir, der. Övgüden hoşlanmaz, rahatsız olur, utanır. Tıpkı büyük devrimciler gibi alabildiğine alçak gönüllüdür. Bilimsel Sosyalizmin Kurucuları Marks-Engels gibi. Devrimler Kartalı Lenin gibi. Marksizm-Leninizm’in 20’inci Yüzyıldaki en büyük geliştiricisi, Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı gibi. Bu önderler, insanlık tarihinde ufuklar açmış, insanlığa hayvanlıktan kurtuluşun yolunu göstermişlerdir. Ve sadece teoride değil pratikte de nasıl gerçek insan, gerçek devrimci olunacağının da örneklerini sunmuşlar insanlığa. Yaşamları hep kavga ile geçmiştir bu önderlerin. Bir an bile geri durmamışlardır kavgadan. Ama bir kere olsun inançlarından, uğruna ömürlerini adadıkları insanlık davasından geri adım atmamışlar, taviz vermemişlerdir. İnsanlık için bu kadar büyük işler yapan Devrimci Önderler ne yazılarında, ne kavgalarında, ne konuşmalarında çıkartmazlar kendilerini ön plana, övgüler düzmezler kendilerine, övgüler düzülmesinden de hoşlanmazlar. İşte bu önderleri örnek alır Nurullah Ankut. Devrimci yaşamı boyunca yanı başında yetiştiği Kıvılcımlı Usta’sının öğüdüne uyarak İnsanlığın Hayvanlıktan Kurtuluş Bilimini etüt eder alfabesinden cebri alasına kadar. Devrimci pratikle taçlandırır devrimci teorisini. Hep devrimci kavganın içinde olur. Ufuklar açar. Ama “Gerçek İnsan, Gerçek Devrimci”den fazlasını çok görür kendine.

08.10.1945’te Konya’nın Akören ilçesi, Çatören, eski adıyla Eksile Köyü’nde doğar Nurullah Ankut. 3 kardeşi kendisi doğmadan, 2 kardeşi de kendisi doğduktan sonra ölünce; babası, kıran artığı çocuğumu, şehre götüreyim, okutayım diyerek Konya’nın Gemalmaz adlı bir kenar mahallesine göç eder. Babası “büyük adam” yapmak için göç eder köyden şehre. Büyük adamın ölçütü de Savcı veya Yargıç olmaktır. Çünkü babası birkaç kez yargılanmış, hapislere düşmüştür. Pratiğinde görmüştür Yakup Amca, Savcının veya Yargıcın insanın kaderine hükmettiğini. Oğlu Halk karşısında büyük adam olsun, Savcı olsun Yargıç olsun istemiştir.

Çocukluğunun bir bölümü ve gençlik yılları Konya’nın bu kenar mahallesinde, yoksul insanların arasında geçer. İnsanların yoksulluklarından kaynaklı acılarını yüreğinde duyarak büyür. O yıllarda yani çocukluk ve ilk gençlik yıllarında belirlenir statik karakteri. Bu statik karakterine, kişiliğine üç kişi damgasını vurur. Annesi, babası ve ilkokul öğretmeni Seniha Hanım. Ezilenden, güçsüzden yana olur. Erzincan’dan göç etmiş yoksul bir ailenin çocuğuna daha güçlü biri tarafından yapılan saldırının önüne geçer okul müdüründen azar duyma pahasına. O yoksul insanların acısını hiç unutmaz. Çocuk kafasıyla bu yoksul insanların acılarının neden kaynaklandığını düşünür, kurtuluşlarının nerede olduğunu bulmaya çalışır. İşyerleri, tarlalar tüm toplumun olsa ve insanlar kardeşçe çalışıp kardeşçe üretseler ve bölüşseler ne iyi olur, o zaman bu acılar yaşanmaz, diye düşünür. 14 Mayıs İlköğretim Okulunda’dır, öğretim yılı 1953-1954. Konya Karma Ortaokulu’ndan sonra geldiği Konya Erkek Lisesi’nde öğrenir bu düşüncelerin Sosyalizme ilişkin düşünceler olduğunu. Sosyalizm sıcak gelir Nurullah Ankut’a ve insanların acılarının nedenini bulabilmek için felsefe öğrenimi yapmaya karar verir. Bu arada tüm yaz tatillerinde ve ara tatillerde inşaat işçiliği yapar, yoksul ailesine destek olmak için.

1967 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde başlar Üniversite eğitimine. İnsanların çektikleri acıların nedenini bulma umuduyla geldiği üniversite hayal kırıklığıdır Nurullah Ankut için. Çünkü hocalar anlatmazlar insanlığın ne acılar çektiğini. Hiç söz etmezler insanlığın kurtuluşundan. Nurullah Ankut’a göre Üniversite Hocaları kendilerine, insanlığı hiç de ilgilendirmeyen soyut, metafizik teoriler anlatır.

Devrimci ortamın da içinde bulur kendini Nurullah Ankut. O zaman Devrimci ortamda Bilimsel Sosyalizmin Lenin sonrası 20’inci Yüzyıldaki en büyük geliştiricisi Hikmet Kıvılcımlı Usta hakkında söylenen; “cezaevinde çok yattığı için dengesini kaybetmiş bir deli” söylemlerinden gençlik saflığıyla etkilenir ve Kıvılcımlı Usta’yı okuyup araştırma gereğini duymaz. Tâ ki Sefer adındaki bir arkadaşının elinde Hikmet Kıvılcımlı’nın “Tarih Devrim Sosyalizm” adlı eserini görünceye kadar. Arkadaşından alarak teneffüste kısa bir göz atar bu anıt esere. Kısa sürede yutarcasına okur. Fakat orada anlatılanların, sıradan, hele hele deli insan düşünceleri olmadığını görür. Hemen gider, “Tarih Devrim Sosyalizm” kitabını satın alır, etüt eder ve görür ki yazılanlar olağanüstü doğru şeyler. O güne kadar kimsenin söylemediği, düşünmediği tezlerdir orada anlatılanlar. Arkasından okuduğu Kıvılcımlı Usta’nın kitaplarında bulur çocukluğundan beri aradıklarını. Kötülüklerin, insanlığın başına gelen bütün felaketlerin, insanlığın çektiği bütün acıların, savaşların, kinlerin, düşmanlıkların, kıyımların yani insanın hayvan yerine konulmasının nedenini ve kaynağını bulmuştur artık Nurullah Ankut.

Tesadüfen gittikleri İPSD’de (İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği) Kıvılcımlı Usta’yla karşılaşır Nurullah Ankut. Kıvılcımlı Usta, okulunu, derslerini ve hocalarını sorar. Nurullah Ankut’u üniversiteye ilk geldiğinde hayal kırıklığına uğratan hocalarını; “bunların hepsi burjuva tezgâhtarı” diye tanımlar Hikmet Kıvılcımlı. Nurullah Ankut üniversite hocalarında bulamadığı mantığı, engin bilgiyi ve şiirsel anlatımı o anda Kıvılcımlı’da görür ve çok etkilenir.

İstanbul’a üniversite eğitimi almak için gelirken niyeti Biliminsanı olmaktır. Felsefe okurken bir yandan da Fen Fakültesinde fizik derslerini izleyecek, sonrasında da İlahiyat okuyacaktır. Ancak Kıvılcımlı Usta ile tanışınca, İnsanların acılarına sırtımızı dönemeyiz, diyerek boylu boyunca “denize dalar gibi” dalar devrimci kavgaya. Kendini, “gerçek insan, gerçek devrimci” olmaya verir.

Yıllar sonrası, 2003 yılında, daha 16’sında bedence aramızdan ayrılan Semiha Yoldaş’ın mezarı başında yaptığı konuşmada yoldaşlarına şöyle seslenir: “İyi bir Devrimci, derslerim mi yoksa devrimci görevlerim mi diye soran değildir. İyi bir Devrimci, devrimci görevlerini aksatmayacak, derslerinde en başarılı olacak.”.

İşte Nurullah Ankut’un devrimci mücadelesinin parolası budur. Devrimciliğinin de, derslerinin de hakkını verir, üniversite yaşamı boyunca.

12 Mart öncesi yıllar. Gelişen ve büyüyen devrimci hareketin önünü kesmek için sivil faşistler devreye sokulur. Üniversitede faşistlerin korkulu rüyası haline gelir Nurullah Ankut. Devrimci görevlerini hiç aksatmaz. Ama diğer yandan biri hariç tüm notları 100’dür. O ders notu da burjuva felsefesine duyduğu tepkiden dolayı düşüktür. Polis bile hayret eder bir Devrimcinin derslerinde böylesine başarılı olmasına. Kendi meşreplerince nasihat vermeye kalkarlar: “Derslerine çalış bu işlerle uğraşma. Anan baban seni oku diye gönderdi. Senin de işin gücün komünistlik.” Ama Genç Devrimci Nurullah Ankut her seferinde: “Benim derslerimin hepsi 100” der. Polisler de her seferinde “Dalga geçme lan bizimle” derler. O da “açın okulun öğrenci işlerine sorun” der. “Şuna bak hem komünistlik yapıyor hem de tüm notları 100” diye hayret ederler. Ama bir taraftan da saygı duyarlar.

İPSD’de Gençlik Komitesi’nde çalışmaya başlar. Her işte olduğu gibi yaptığı bu görevinin de hakkını verir Nurullah Ankut. Kıvılcımlı Usta’nın; “Bir sorun, bir sıkıntın var mı?” sorusunu; “Görevlerimizi yapmaya çalışıyoruz Hocam” diye yanıtlar. Yakınmayı sevmez, görevini yapar, bütün gücüyle almış olduğu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye çalışır. Kendisine karşı yanlış yapana anında tepkisini gösterir ve bir daha o yanlışı kendisine karşı tekrarlatmaz.

O yıllarda Deniz Gezmiş’in önderliğinde DÖB (Devrimci Öğrenci Birliği) kurulur. Nurullah Ankut işçi ve köylü kökenlidir ve İşçi Sınıfı Sosyalizmine inanmıştır. Bunun içindir ki aydın gençliğin üretmen işçi ve köylülerle bağ kurması gerektiğine karar verir ve yoldaşlarıyla birlikte DİKÖB’ü (Devrimci İşçi Köylü Öğrenci Birliği) kurarlar. DİKÖB’ün yeri de İPSD’nin Cağaloğlu’ndaki yerinin bir odasıdır. Ustası Kıvılcımlı’yla bu odada tanışırlar. Ve görür ki Nurullah Ankut, Kıvılcımlı Usta kişilik olarak son derece sevimli, sevecen, yani insana güven veren biri. İşte bu yüzden de benimser Kıvılcımlı Usta’yı.

Edebiyat Fakültesinde Nurullah Hoca ve yoldaşları, kendileriyle birlikte hareket eden, kendilerine inanan, güvenen, antifaşist mücadelede kendileriyle birlikte kavgaya giren, ha dedikleri zaman kendileriyle davranan 40-50 kişiden oluşan bir öğrenci gençlik çevresi yaratırlar.

O yoğun mücadele yıllarında Nurullah Ankut sabah erkenden kalkar, öğlene kadar kitap okur, öğleden sonra eylemlere, okula gider. O arada okuduğu kitaplardan biri de Lenin Usta’nın “Ne Yapmalı?” adlı anıt eseridir. Lenin Usta bu anıt eserde, hareketin kolektif ajitasyonunu, propagandasını ve örgütlenmesini yapacak bir gazetenin çıkarılmasını önerir. Lenin’in önderliğinde çıkarılan ve Kıvılcımlı Usta’nın soy isminin esin kaynağı “Iskra” bu görevi başarıyla yerine getirir. Nurullah Ankut buradan hareketle “bizim de bir gazete çıkarmamız gerek” diye düşünür ve bu düşüncesini de o dönem pratik işlerden sorumlu Orhan Müstecaplı’ya açar. O günlerde Kıvılcımlı’nın yazıları Mihri Belli’nin önderliğindeki “Türk Solu” Dergisi’nde yayımlanır ama bir taraftan da aynı çevre tarafından Usta hakkında yalan, demagoji dolu iftiralar üretilir. Nurullah Ankut, MDD çevresi tarafından Usta’sının utanmazca istismar edilmesine duyduğu tepkiyle: “Orhan Abi, bir gazete çıkarmamız lazım bizim. Bunlar Usta’mızı kullanıyorlar. Yani bir taraftan makalelerini yayımlıyorlar Türk Solu’nda, öbür taraftan dedikodularla Usta’mıza kara çalmak istiyorlar. Gençlik içinde Usta’mızın yer edinmesini, benimsenmesini engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. O yüzden Sosyalist’i bir an önce çıkarmalıyız” der.

Orhan Müstecaplı tamam der ve konuyu Kıvılcımlı’ya açarlar. Usta’da “Siz pratik işleri kotarırsanız, teorik işlerini bana bırakın, ben hallederim, omuzlarız, yaparız bu işi” der. Nurullah Ankut gazetenin çıkarılması için pratik işlere hızla dalar. Öncelikli olarak da maddi sorunu halleder Nurullah Ankut. En yakın güvendiği çevresine, tereddüt etmeden kendileriyle birlikte davranan arkadaşlarına konuyu açar ve yaptığı bir organizasyonla da, öğretmen maaşının yedi yüz lira olduğu bir dönemde on bin lira parayı tedarikler. Ve 1967 yılında sadece 7 sayı çıkabilen, olanaksızlıklardan dolayı yarım kalan Sosyalist yeniden çıkmaya başlar.

Sorumlu müdür Nurullah Ankut olacaktır ama o zaman antifaşist mücadele alabildiğine yoğundur ve Kıvılcımlı Usta’nın genç öğrencisi aşağı yukarı her on beş günde bir ya da ayda bir mutlaka, o zamanki adıyla Siyasi Şube’ye düşmekte, işkencelerden geçirilmektedir. O işkenceler de sıradan işkenceler olmaz. İşkenceciler vurunca O da vurur, işkenceciler hakaret edince O da hakaret eder. O yüzden polisin Nurullah Ankut’a tavrı hep sert olur. “Sosyalist”in afişlemesinden gözaltına alınırlar yoldaşlarıyla birlikte. Nurullah Ankut’u 20 kişiden ayırırlar, keten ayakkabısının üzerinden sert, kalın sopayla vururlar. Kıvılcımlı Usta “Sosyalist Nasıl Çıkıyor?”da anlatır, “Keten ayakkabılar üzerinden falaka” diye.

Böylece Sosyalist Gazetesi’ni çıkartmaya başlarlar Kıvılcımlı Usta ve öğrencileri. Sosyalist Gazetesi’nin yayın hayatına yeniden başladığı günlerde yayımlanır, Kıvılcımlı Usta’nın Mihri Belli’nin, küçükburjuva, hayalci MDD teorisini yerle bir ettiği, Marksizm-Leninizm’le hiçbir ilgisinin olmadığını kesin, açık kanıtlarıyla ortaya koyduğu “Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama” kitabı. O kadar elle tutulur somut kanıtlardır ki kitapta yazılanlar, tek bir satır yazamaz Mihri Belli, cevap veremez. Geriye yapabilecekleri tek bir şey kalır. Faşist bir ruhun dışa vurumu demek olan, düşünce yasakçılığı, yani faşizm.

Nasıl mı?

Mihri Belli çevresi, kendi ideolojik denetimlerinde olan DEV-GENÇ İstanbul Bölge Yürütme Kurulu’na, Üniversitelerde Sosyalist Gazetesi’nin satılmasını yasaklama kararı aldırırlar. Bu kararı kendisine iletene Nurullah Ankut: “Niye ulan Hamza? Yasaklayacak bir şey bulamadı da “Sosyalist”i mi yasaklıyor, Dev-Genç Bölge Yürütme?” der. O kararı alanlara sunturlu bir küfür iletir ve: “Hamza, aynen git böyle söyle. Nurullah Ankut, o kararı alanlara böyle diyor, de. Haydi! Gelsinler yasaklasınlar bakayım!” der. Aradan birkaç gün geçer. Nurullah Hoca ve yoldaşları “Sosyalist”i satmaya giderlerken Mihricilerin önde gelen üç kişisi yollarını keserler ve: “Dev-Genç İstanbul Bölge Yürütme yasakladı “Sosyalist”in üniversitelerde satışını. Satmayın” derler. Nurullah Ankut arkadaşlarına seslenir kararlı bir şekilde: “Arkadaşlar, biz satmaya gidiyoruz. Delikanlı olan gelir, orada sattırmaz. Nasıl sattırmazmış bir görelim bakalım. İsteyen gelsin oraya.” Tabiî ki gelemezler, o gün ve ondan sonra gelen günlerde ve yıllarda hiç kimse yasak koyamaz Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünce oğullarına, düşünce kızlarına. İşte bu yüzdendir Nurullah Hoca’nın başkanlığını yaptığı hareketin yiğitlikler hareketi olarak adlandırılması.

Nurullah Ankut, üniversitelerde antifaşist mücadelenin hep en önünde olur. O dönemde Edebiyat Fakültesindeki “Savunma Komitesi”nin başkanıdır ve fakülte faşistlerin kuşatması altındadır. Fakültedeki tek özgür koridor da felsefe koridorudur. Bu koridora gelirler faşistler marşlar söyleyerek. Sayıları 40 civarındadır. Nurullah Ankut ve diğer devrimci arkadaşları da aşağı yukarı 20 civarındadır. Hemen en öne atılır Nurullah Ankut: “Geçemezsiniz, hiçbir gerici buradan geçemez! Geri döneceksiniz, faşistlere yer yok burada” diye haykırır. Arkadan çekmek, tutmak isterler Nurullah Ankut’u devrimci yoldaşları. Ama O, hiçbirine kıymet vermez. Faşistler ayaklarını yerden keserler, koltuklayıp uçurup götürürler ve merdivenden aşağı atalım bu komünisti derler. Nurullah Ankut silkinir kendine gelir, “öleceksek de vuruşarak öleyim” diyerek yumruklarını konuşturmaya başlar. O sırada, arkadan kafaya sopayla bir darbe alır. Ömründe ilk kez gözünün önünde şimşekler çaktırır bu darbe kendisine. Duvara doğru yığılır Kıvılcımlı Usta’nın yiğit öğrencisi. Kan beline inmiştir, başının arkasından akan kan pantolonunu ıslatmıştır. Bu haldeyken bağırır, kaçarak alt katları bulan arkadaşlarına: “Utanmıyor musunuz kaçmaya yahu? Faşistten, gericiden, kaçılır mı, korkulur mu? Hiç sıkılmıyor musunuz? Ne yüzle kaçıyorsunuz? Hangi yüzle birbirimizin yüzüne bakacağız bundan sonra”.

İşte Nurullah Ankut budur. Kaçmaz, korkmaz, yılmaz, eğilmez, bükülmez. Ne antifaşist mücadelede, ne işkencede, ne yirmisinde, ne yetmişinde kalbi normal temposundan bir sayı fazla atmaz. Şerefi için yaşar ona toz kondurmaz. Böyle görmüştür önderlerinden, böyle eğitmiştir yıllardır yoldaşlarını. Korka korka yaşamayı budalalık olarak görür Nurullah Ankut. Tenezzül etmez buna. İnsani onur gibi devrimci onurunu da gözbebeği gibi korur ve ona zerre toz konmasına izin vermez. Usta’sı Kıvılcımlı’nın sözünü iliğinde kemiğinde duyar: “Görev yapıyorduk, muhallebi değil…Görev yapmada çok iyi biliyoruz; vurmak da vardır, vurulmak da. Hepsi vız gelir ve de gelmelidir.”

İPSD’deki çalışma dönemlerinde defalarca gözaltına alınır. Her gözaltı işkenceli, dayaklıdır. Usta’sı Hikmet Kıvılcımlı’dır Nurullah Ankut’un. O Kıvılcımlı ki poliste ser verir sır vermez. Poliste direnmeyi en büyük erdem sayar. Nurullah Ankut’u da yıldıramaz işkenceler. Nurullah Ankut da alnına sürülmesine izin vermez dünyadaki hiçbir temizlik maddesinin çıkartamayacağı lekeyi. Usta’sı gibi genç öğrencisinin de molası bir çay içimliğidir. İşkenceden çıkar, cezaevinden çıkar, yine hemen görevinin başına döner Nurullah Ankut.

15-16 Haziran 1970’de büyük İşçi Direnişi patlar. Türkiye İşçi Sınıfı, örgütlenme haklarının elinden alınmasına, konfederasyonları DİSK’in kapatılmasına karşı mücadeleye girişir. “DİSK kapatılamaz” sloganları ile 168 fabrika ve 150 bine yakın işçiyi kapsayan Direnişte, işçiler İzmit ve Gebze’den Kadıköy’e, Levent’ten Mecidiyeköy ve Taksim’e, Bakırköy’den Topkapı ve Edirnekapı’ya kadar yürürler. Öyle ki İstanbul’un iki yakasındaki işçilerin bir araya gelememesi için vapur seferleri bile iptal edilir ve Galata Köprüsü açılarak geçişe kapatılır. Eneski Sosyalizmin temsilcisi Hikmet Kıvılcımlı Usta ve O’nun önderliğindeki öğrencileri, İşçi Sınıfının Sosyal Varlığını ve Devrimci Potansiyelini bilinçlice kavrayan tek Devrimci Harekettir. O yüzden 15-16 Haziran’da İşçi Sınıfının kendiliğinden hareketine, bilinçlice katılıp; o eylemlere Sosyalist bir içerik vermek için öncülük edenler de yalnızca onlar olmuşlardır. Bunun doğal sonucu olarak da, tutuklananlar arasında devrimci bir hareketi temsil eden yalnızca Kıvılcımlı Usta’nın öğrencileridir. Tutuklananlar arasında İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD)’nin Genel Başkanı, Genel Sekreteri ve iki üyesi vardır. İki üyeden biri de, o günlerin gençlik önderlerinden, Nurullah Ankut’tur. Tutuklanma sebepleri: o günkü Polis Siyasi Büro Şefinin deyişiyle: “İşçileri kışkırtmak”tır. Tutuklamalarda, o zamanın polis şeflerinden işkenceci Zeki Akkaya; “Aylardır büyük direniş, büyük direniş diye işçileri kışkırtıyorsunuz, işin olacağı buydu”, der, Kıvılcımlı Usta’nın öğrencilerine. Eylemler başlayınca da bilinçli ve sonuç alıcı bir yönde yürümesi için önderlik etmeye çalışırlar Kıvılcımlı’nın öğrencileri ve İşçilerle birlikte polisin ve askerin kurduğu barikatları aşanlar arasındadırlar. Kıvılcımlı’nın sadık öğrencisi Nurullah Ankut Direnişin öncülerindendir. Gözaltında 1 hafta, Sıkıyönetimde de 1 ay Kartal Maltepe Cezaevi’nde kalır.

12 Ekim 1971 günü haber alır Usta’sı Hikmet Kıvılcımlı’nın bedence bu dünyadaki görevini tamamladığını. Hürriyet Gazetesi; “Hikmet Kıvılcımlı Belgrad’da Öldü” başlığıyla verir haberi. Aslında bilmektedir Nurullah Ankut, Ustası’nın bu dünyada daha uzun süre kalamayacağını ama acı, yüreğine bir iğne batmış gibi göğsüne saplanır. Bu büyük bedence kayıptan sonra Nurullah Ankut arkadaşlarıyla birlikte Kıvılcımlı Usta’nın bayrağının ele alınması, taşınması ve dünyanın en yüce davasının sürdürülmesi kararını alırlar. Ve bugüne kadar da devraldıkları bu şanlı bayrağı, karar alınma sürecinde birlikte olduğu gerçek devrimci arkadaşlarıyla dalgalandırmaya devam ediyorlar.

Üniversite eğitimini tamamlar ve 1972’de Mersin Mut Lisesi’nde öğretmenliğe atanır. 26 Kasım 1972’de Hacer Ankut ile evlenir. Eşi olacak kadında aradığı, ahlâken tam güvenirlik, mesleğinde başarılı, çalışkan, gayretli olması kriterlerini bulur Hacer Ankut’ta. “Kavgayı paylaşmak için evlenmediysen prangalar edindin demektir”, der. Ve eşi ile birlikte kavgayı da paylaşırlar ve halen bu onurlu kavgayı paylaşmaya devam etmektedirler. Bu evlilikten biri kız dördü erkek beş çocukları olur. Çocukların hepsi de babalarıyla ve anneleriyle aynı davanın mücadelesini veren yoldaşlarıdır.

Daha sonra eş durumundan Konya Gazi Lisesi’ne tayin olur. Ancak devrimci faaliyetlerinden dolayı 1-1,5 sene sonra Müdürler Komisyonu kararı ile Konya Koleji’ne gönderilir. Orada 1975-1976’ya kadar çalışır. Nurullah Hoca’dır artık ve öğretmenliği süresince sayısız devrimci öğrenciler yetiştirir.

1975 yazında Manisa Kırkağaç’ta kısa dönem olarak askerliğini yapar.

Öğretmenlik döneminde TÖB-DER’de aktif bir şekilde çalışır. Kıvılcımlı Usta’dan devralınan şanlı bayrak TÖB-DER’de dalgalandırılır Nurullah Hoca ve yoldaşları tarafından.12 Eylül Faşizmine giden süreçte kavga gittikçe kızışmaktadır. Süleyman Demirel’in Başbakanlığı’nda kurulan ve Devrimcilerin karşısına çıkartılan faşistlere moral olan Birinci Milliyetçi Cephe (MC) Hükümeti faşist bir öğretmeni Milli Eğitim Müdürü yapar. O da Nurullah Hoca için “İmkân olsa Moskova’ya sürerim o komünisti”, der. Moskova’ya en yakın yere sürer. Nurullah Hoca Artvin’in Şavşat İlçesine sürülür. Orada Valinin Demirel’i ve İran Şahı’nı övmesi nedeni ile takışınca, o bölgenin en gerici ilçesi olan Yusufeli’ne sürülür. Orada göreve başlamadan Bakanlık emri ile Tunceli Mazgirt Lisesi’ne sürülür. Oradan da Tunceli Öğretmen Okulu’na sürgün yer. Daha sonra kendisini Devrimci görevler çağırır. Devrimci görevlerinden dolayı müstafi sayılır.

6 Temmuz 1977’de Devrimci Derleniş Gazetesi çıkartılmaya başlanır, Nurullah Hoca ve yoldaşları tarafından. Devrimci Derleniş Kıvılcımlı Usta’nın; “Anarşi Yok! Büyük Derleniş!” sloganını şiar edinir ve Türkiye Devrimci Hareketi’nin birliği için mücadele eder. Nurullah Hoca 1970’li yıllarda yükselen Devrimci Havayı “Heba Edilen Devrim Yüklü Yıllar” diye niteler ve Halkın Kurtuluş Partisi’nin Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmalar bu başlıkla kitap olarak yayımlanır, Derleniş Yayınevi tarafından.

Devrimci Derleniş Gazetesi’inde, Kıvılcımlı Usta’dan devralınan ve geliştirilen teorik hazinelerle diğer siyasetlerin kofluğu mahkûm edilir. Polemik yönteminde örnek, Ustalardır. Nurullah Hoca ve yoldaşları, bir siyaset ile polemiğe girecekse, o siyasetin doğumundan o ana kadar geçirdiği bütün evreleri baz alırlar, bilimin mihenk taşına vururlar ve doğruya getirmeye çalışırlar siyasetleri. Devrimci polemik bunu gerektirir. Cımbızlayarak bir hareketi mahkûm etmeye çalışmak (ki diğer siyasetlerin kullandığı, özellikle de Devrimci Derleniş Hareketi’ne karşı kullandığı) devrimci bir yöntem değildir.

Devrimci Derleniş,“Türk Ordusu’na Açık Mektup”la, 12 Eylül Faşizmi öncesinde son sayısını yayınlar. Türkiye Halklarının, yerli ve yabancı Parababalarınca nasıl bir cehenneme, felakete doğru sürüklenmekte olduğunu görüp gösteren bir belgedir bu mektup. Yani 12 Eylül; CIA-MİT-Kontrgerilla tarafından tezgâhlanırken, bu tezgâhı en ince ayrıntılarına kadar görmekte ve göstermektedir ve uyarılarda bulunmaktadır, Nurullah Hoca ve Yoldaşları. Devrimci Derleniş’in bu son sayısı ulaşılabilen bütün askeri birimlere-subaylara gönderilir.

Devrimci Ortama çağrı yapılır: Türkiye Faşizme götürülmektedir. “Faşizme Karşı Ya Birleşmek! Ya Ölüm!”şiarı atılır. Ama yıllardır yapılan bu çağrılar dikkate alınmaz ve faşizm, devrimcilerin üzerinden silindir gibi geçer.

Devrimci Derleniş Hareketi hazırlıklıdır Faşist Diktatörlüğe karşı. Kıvılcımlı Usta’dan Bayrağı devralan Nurullah Hoca ve Yoldaşları Devrim hayalleri kurmazlar, Devrime hangi yoldan, hangi araçlarla, kimlerle ve nasıl gidileceğini çok iyi bilirler. Sloganları; “Devrim İçin Parti, Parti İçin Derleniştir”. İşçi Sınıfı Partisi Yeniden Örgütlenmeden, bunun için de Devrimci Hareketin birliği sağlanmadan gidilecek yolun sonunun faşizme çıktığını görürler ve uyarırlar.

Kıvılcımlı Usta gibi Nurullah Hoca ve Yoldaşları da bir an olsun nöbet yerini terk etmezler, 12 Eylül Faşizminde ve sonrasında. “İkinci Kategori” insanlar konumuna düşmezler. Devrimci faaliyetlerine ara vermezler. Yayın faaliyeti yeraltından devam eder. İşçi Sınıfı denizinde damla olurlar, Faşist Diktatörlük tarafından aranan yoldaşlar. İşçi Sınıfı içerisinde devam eder örgütlenme çalışmaları.

Faşist Diktatörlük tarafından Devrimci Derleniş Hareketi’ne biri 1981, diğeri 1985’te iki büyük operasyon düzenlenir. Kıvılcımlı Usta’nın öğrencileri bu operasyonlardan da alınlarının akıyla çıkarlar. Alınlarına o çıkmayacak lekeyi sürmezler. Usta’larına ve önderlerine layık olduklarını kanıtlarlar. İşkencecilerine “Helal olsun be” dedirtirler. Nurullah Hoca’nın en yakın yoldaşına “ah” bile dedirtemezler, hem MİT’teki hem de emniyetteki işkenceciler. O yıllardaki genç bir yoldaşa tembih ederler İstanbul Emniyetindeki işkenceciler;“Bizde konuşmadın, sakın ola ki Konya’dakilere de konuşma”, diye.

Bu operasyonlardan sonra Nurullah Hoca’nın kaçaklık dönemi başlar. Gıyabında dava açılır: 146/1’den idamla yargılanır. Poliste konuşmamayı en büyük erdem sayan, bunu Hareketin ilkesi haline getiren Nurullah Hoca ve Yoldaşlarını beraat ettirmek durumunda kalır Sıkıyönetim Mahkemeleri.

12 Eylül Faşizminden çıkış sürecidir. Sol toparlanmaya başlamıştır. 1987 yılında tarihe “Kuruçeşme Toplantıları” olarak geçecek BTDK (Birlik Tartışmaları Düzenleme Kurulu) başlar. Nurullah Hoca, kapalı toplantıların da açık toplantıların da gündemi belirleyen konuşmacısıdır. Bu sürecin en büyük kazanımı Nurullah Hoca’nın temsil ettiği hareketin teorik olarak üstünlüğü karşısında diğer hareketlerin ne kadar kof ve boş olduklarının kamuya kanıtlanmasıdır. O eşsiz teorik hazine ve birikim karşısında diğer siyasetler kelimenin tam anlamıyla eriyip gitmişlerdir. Ama maalesef burada da Kıvılcımlı Usta’nın sağlığında kendine uygulanan susuş kumkuması kendinden sonraki sadık öğrencilerine de uygulanmıştır. Sürecin bitiminde Burjuva yayın organlarında bile yer alan “Anarşi Yok! Büyük Derleniş!” tezi sol siyasetlerin yayın organlarında görmezden gelinmiştir. Toplantılar süresince bu sürecin bir de pratik ayağının olması gerektiği vurgusu hep es geçilmiştir, diğer sol gruplar tarafından.

Yine bu sürece kadar gizli, utangaç, yandan çarklı yaklaşımlar sergileyen Troçkistlerin de ipliği pazara çıkartılmış, Stalin üzerinden Leninizme saldırıları teşhir edilmiştir. Marksizm-Leninizmin somut belgeleriyle Troçkizm mahkûm edilmiştir, Nurullah Hoca ve Yoldaşları tarafından. O sürece kadar kimliklerini saklama gereğini duyan Troçkistler artık bu kadar açık teşhirden sonra sahneye gerçek kimlikleriyle çıkmaya başlamışlardır.

Faşizmden çıkılmış, siyasetlerin legal yayın organları da çıkmaya başlamıştır. Nurullah Hoca ve Yoldaşları, Eylül-Ekim 1989 yılında çıkarttıkları “Devrimci Mücadele Dergisi”nin ilk sayısıyla yayın faaliyetlerine kaldıkları yerden devam ederler. 2005 yılına kadar devam edecek olan Devrimci Mücadele’de de, Devrimci Hareketin Derlenişi için mücadele verilir.

Devrimci Mücadele sürecinin en önemli kazanımlarından biri de İnsan Hakları Derneği (İHD) sürecidir. Bu süreçte İHD içerisinde Nurullah Hoca ve Yoldaşları,“Devrimci Mücadeleci İnsan Hakları Savunucuları” adı altında sınıfsal temelde insan haklarına bakışın bayraktarlığını yaparlar. BTDK sürecinde olduğu gibi sınıflarüstü bir insan haklarına bakış açsı sergileyenler o eşsiz teorik hazine ve birikim karşısında ezilirler. İHD içerisinde ve dışında, hatta cezaevlerinde Devrimci Mücadeleci İnsan Hakları Savunucularının “Kızıl Listesi”nin heyulası dolaşır. Kızıl Liste çoğu zaman sadece Devrimci Mücadelecilerden oluşur. Bazen Kızıl Liste’ye dahil olup kızıllaşırlar İHD içerisinde faaliyet yürüten bazı siyasetler. İHD sürecinin sonunda nicelik ağırlığa sahip olan anlayışlar İHD’yi beşinci kola, emperyalistlere projeler hazırlayan bir örgüte dönüştürürler. Bu süreç de heba edilir.

Nurullah Hoca ve Yoldaşları, her söze; “Başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere” diyerek başlayan Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileridir. Usta böyle de öğrenci farklı mı olur? Sayısı sayfalar alacak işçi örgütlenmeleri, direnişler, grevler örgütlerler Nurullah Hoca ve Yoldaşları. Ve 12 Eylül Faşizminden sonra Türkiye’deki ilk işyeri işgali olan Aras Kargo İşgali’ni örgütlerler, Türkiye ve Dünya İşçi Sınıfına hediye ederler, Nurullah Hoca ve Yoldaşları. Bu işgalden sonra işgali örgütleyen Devrimci Mücadeleci Sendikacılar ve İşgalci İşçiler gelir Nakliyat-İş Sendikası’nın yönetimine. Ve bu da ilkler sınıfına giren bir durumdur.

Yine bu süreçte gerçekleşir İzmir İzelman Örgütlenmesi. Yapamazsınız, beceremezsiniz, başaramazsınız söylemlerine rağmen bir ay gibi çok kısa bir sürede gerçekleşir 6 bin işçinin çalıştığı işyerindeki örgütlenme. İzelman Örgütlenmesi de İşçi Sınıfı Tarihine altın harflerle yazılan bir örgütlenmedir. Bütün bölgelerden Kıvılcımlı’nın öğrencileri seferber edilmiş, insanüstü, dur durak bilmeden yapılan çalışmalarla gerçekleştirilmiştir İzelman Örgütlenmesi. Örgütlenme aşaması da, sonrasındaki mahkeme süreçleri de fakültelerde ders konusu yapılabilecek, tezlere konu olacak bir örgütlenmedir İzelman Örgütlenmesi. Bu örgütlenmenin de oya gibi örülmesinin de mimarlarındandır Nurullah Hoca ve Yoldaşları. Sadece Nakliyat-İş’te değil tabiî birçok işkolunda, sendikalarda çalışıp onlarca işgal, grev, direniş armağan ederler Türkiye İşçi Sınıfı tarihine…

Yıl 2005. Şanlı 15-16 Haziran Direnişi’nin 35’inci yıldönümü. Grup Partileri çoğunlukta. Legal olanaklardan yararlanma konusunda parti formatına bürünen siyasetlerle eşitsiz bir yarış söz konusu. Aynı zamanda Kıvılcımlı’nın teorik hazinesinin, bu hazinenin ışığında Nurullah Hoca tarafından, Türkiye’nin en karmaşık sorunlarına getirilen çözümlerin, yaklaşımların halklarımızla buluşturulmasının araçlarından biridir Parti formatı. İşçi Sınıfımızın varlığını dosta düşmana kabul ettirdiği 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 35’inci yıldönümünde Halkın Kurtuluş Partisi kurulur Nurullah Hoca ve Yoldaşları tarafından. Yeni yayının adı da “Halkın Kurtuluş Yolu”dur. Nurullah Hoca Kurtuluş Yolu’ndaki başyazılarıyla ufuklar açar, en karmaşık sorunlara çözümler getirir.

Sayısız Konferanslar verir Nurullah Hoca. Küba Büyükelçiliği’yle, Venezuela Büyükelçiliği’yle birlikte sayısız paneller gerçekleştirir. Özellikle Venezuela Büyükelçisi Raul Betancourt Seeland ile ilişkiler paneldaşlığın ötesine taşar, dostlaşılır, dostluğun ötesine taşar yoldaşlaşılır. O artık Raul Yoldaş’tır. Bu konferanslar, paneller kitaplaştırılarak, halklarımızın kullanımına sunulur. O kitaplarda Türkiye’nin bütün sorunlarına değinilir, hiçbir karanlık nokta kalmamacasına aydınlığa kavuşturulur HKP Genel Başkanı Nurullah Hoca tarafından.

Ayrıca 1993 yılından beri Hikmet Kıvılcımlı’nın bedence aramızdan ayrılış yıldönümlerinde Nurullah Hoca tarafından yapılan ana konuşmalar “Lenin Sonrasının Marksizmi-Leninizmi Işığında Dünya ve Türkiye” adı altında 4 ciltlik kitaba dönüştürülür. 4 ciltlik bu kitap, 1993 yılından itibaren Dünya ve Türkiye olaylarının çözümlendiği, sadece dünü değil, bugüne dair değil, aynı zamanda yarının da nasıl örgütleneceğinin elle tutulup somut bir şekilde insanlığın kullanımına sunulduğu bir kılavuzdur. Bir denizci feneridir karanlıklarda yol gösteren.

Taksim, 1 Mayıs Alanı, Vatanımız, 1977 1 Mayıs Şehitlerinin kanıyla sulanan toprak yeniden kazanılmışsa, yeniden İşçi Sınıfımızın gündemine sokulduysa, bunun mimarları da “Taksim Vatandır! Vazgeçilemez!” şiarıyla Taksim’de 1 Mayıs Kutlama sürecini oya örer gibi ören Nurullah Hoca ve Yoldaşlarıdır.

Şanlı Gezi İsyanı’mız’da da hep en öndedir Nurullah Hoca ve Yoldaşları. En azgın bombalı saldırılarda bile bırakmaz yoldaşlarını Nurullah Hoca. Yanından arabayla geçen iki gencin; “Dede senin ne işin var burada?” sorularına; “Tüm halkımız gibi Direniyoruz”, der ve gaz fişeklerine, biber gazlarına, yaşına rağmen en önde olur. Gezi İsyanı’mız devam ederken sıcağı sıcağına yaptığı değerlendirmeler kitaplaştırılır ve halklarımızın kullanımına sunulur. Şanlı Gezi İsyanı’mızın çıkışı, gideceği nokta ve dünyaya mal olmuş bu isyan neyle taçlanırsa istenilen sonuca ulaşılacağı ayrıntılıca irdelenir bu kitapta. Her konuda olduğu gibi Taksim Gezi İsyanı’mız da başından sonuna hiçbir ayrıntı kaçırmamacasına irdelenir, yerli yerine oturtulur Nurullah Hoca tarafından.

HKP Genel Başkanı Nurullah Hoca bedenini İnsanlığa vakfetmiş bir önderdir. O yüzden vücudunu günlük yaptığı sporla dinç tutar. Yaşı yetmişe dayanmıştır ama her sabah kalkar düzenli sporunu yapar.

AB-D Emperyalistlerine ve yerli satılmışlara karşı kin dolu yüreği halklarımıza karşı alabildiğine yufkadır. Hatta insanlıktan çıkmış yaratıklara bile üzülür, bir insan nasıl bu hale gelebilir, diye. Acır onlara. Marks Usta’nın zaaf olarak belirttiği bir insana hemen inanıvermek, kanıvermek, Nurullah Hoca’da alabildiğine yoğundur.

Onuru için ödemeyeceği bedel yoktur Nurullah Hoca’nın. O’nun için onur yaşamdan önemlidir. O bir kahramandır, sonunu düşünmez, onur söz konusu olduğunda.

Tam bir hayvan, doğa, bitki dostudur Nurullah Hoca. Tüm doğa yaratıklarına karşı sınırsız bir sevgi besler, sınırsız bir sevgiyle kucaklar doğayı, bitkileri, hayvanları ve insanları Nurullah Hoca. Marks Usta’nın, Kıvılcımlı Usta’nın mezar taşlarında yazılı;“İnsanım, insancıl olan hiçbir şey bana yabancı kalamaz.”sözü yaşam prensibidir Nurullah Hoca’nın.

30 Mart 1952 yılında idam edilerek katledilen Yunanlı Devrimci Niko Beloyannis tanımlıyor aslında Nurullah Hoca’yı:

“Güzelliklerin, insanlık bahçesinde karanfilleşerek çoğaldığı; insanların, birbirinin üzerine basarak değil, el ele tutuşarak, karanfillere uzandığı dünya bizim dünyamızdır. Bizim reflekslerimiz sahip olduğumuz değerlerin meyveleridir. Biz, hiçbir gelişme karşısında tavırsız kalamayız, dallarımızdan üretkenlik fışkırmalıdır. Bize refleks yitimi, bize tepkisizlik, bize kısırlık yakışmaz. Yoldaşlarımız, bir yangını haber verir gibi “fırlamalı”, bir yarayı pansuman eder gibi titizlenmelidir. Biz, doktor değiliz. Bizim de yaralarımız var. Ama biz devrimciyiz. Tüm duyarlılık göstergelerinden, tüm sanatçı inceliklerinden öte bir tanımlamadır bu. Ne mutlu yaşamı devrimcileştirerek yol alanlara.”

Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Nurullah Hoca da yaşamı devrimcileştirerek yol alanlardan. Aynı zamanda tüm yoldaşlarının yaşamı devricileştirmeleri için teorik ve pratik katkı sunanlardan. Ne mutlu O’na.

Tasavvufun en büyük şairlerinden Mevlana:

 

Âşık ne söylerse aşk diyarında

Ağzından aşk kokuları yayılır

der Mesnevi’de.

 Nurullah Hoca mücadelesiyle, yazdıklarıyla, söyledikleriyle, insanlığın en yüce davasının aşk kokularını yaydı halklarımıza. Uzun yıllar boyunca da yaymaya devam edecek. Bu yayılan aşk kokuları nihai kurtuluşa ulaştıracak halklarımızı. Halklarımız bilecek ki, bu kokular Marks-Engels-Lenin-Kıvılcımlı’dan süzülüp gelen kokulardır. Bu kokular, yol gösterecek insanlığa, önünü açacak insanlığın. Emperyalistlerin keserken nefesini, halkların nefesini açacak insanlığın en yüce davasının aşk kokuları.

Ve insanlık her nefes alışında duyumsayacak bu aşk kokularını ve hiç unutmayacak…

HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un pratik devrim kavgasının yanı sıra teorik olarak insanlığa armağan ettiği kitaplarının bazıları şunlardır:

Lenin Sonrasının Marksizmi-Leninizmi Işığında Dünya ve Türkiye Cilt I

Lenin Sonrasının Marksizmi-Leninizmi Işığında Dünya ve Türkiye Cilt II

Lenin Sonrasının Marksizmi-Leninizmi Işığında Dünya ve Türkiye Cilt III

Lenin Sonrasının Marksizmi-Leninizmi Işığında Dünya ve Türkiye Cilt IV

12 Mart Öncesi Sosyalist Hareketin Kısaca Değerlendirilmesi

Taksim Gezi İsyanı’ndan Mısır Tahrir İsyanı’na Halklar Ortaçağcılara Karşı Savaşıyor

Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye… Sıra Sende Türkiye

SOMA: Suçlular Hep Aynı

Sebebi ve Yarattığı Sonuçlar İtibarıyla 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi

İnsan Olarak Kalmak Kolay Değil (Kedi Davaları Savunmaları)

Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir

Heba Edilen Devrim Yüklü Yıllar

Fatih Che Kıvılcımlı Olmak

CHP’ye Umut Bağlamış İçtenlikli İnsanlarımıza

ABD-AB Emperyalizmi Ortaçağcı İrtica ve Türkiye

Kahraman Gerilla Che Guevara Dünya Halklarının Devrimci Mücadelesinde Yaşıyor

Küba Devrimi 50 Yıldır AB-D Emperyalistlerine Meydan Okuyor

Latin Amerika’dan Esen Sol Rüzgârlar Halkların Uyanışının Habercisidir

Latin Amerika’dan Türkiye’ye Devrimci Kavga

Sevrci Soytarı Sahte Sol ve Ermeni Meselesi

Ölümsüz Devrimci Chavez’li Günlerden

Bin Kalıplılar (Doğu Perinçek ve PDA Avanesi’nin İhanete Karmış Hazin Siyasi Serüvenine Dair)

 

Comments are closed.